Close

13 Sonuçtan 1 ile 13 Arası
Ağaç Şeklinde Aç16Beğeni
  • 5 Post By acemi_caylak
  • 2 Post By acemi_caylak
  • 3 Post By rise_com
  • 2 Post By acemi_caylak
  • 1 Post By nihat
  • 1 Post By Yakup
  • 1 Post By nihat
  • 1 Post By acemi_caylak

Konu: Toprak Kimyası

  1. #1
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740

    Toprak Kimyası

    Bu konu gübreler başlığında mı olmalı burada mı olmalı karar veremedim. Umarım burada sadece gübrelerle sınırlı olmayacak şekilde gerekli katkıda bulunanlar çıkar.

    Aşağıda resimde görüleceği üzere bitki gerekli besin elementlerinin %96′sını havadan ve sudan karşılıyor. Sadece %4′lük kısmını topraktan alıyor. Resim, Prof. Dr. Burçin Çokuysal’ın ders notlarından düzenlenerek alınmıştır. (Kaynak: http://burcincokuysal.blogspot.com/2010/01/bitki-besleme-dersi-1.html)




    Resimde de görüleceği gibi %96'lık kısım havadan ve sudan sağlanan Karbon, Oksijen ve Hidrojendir.

    Topraktan sağlanan besin elementleri ise iki grupta incelenir.

    1- Makro Besin Elementleri: Azot (N), Fosfor (P), Potasyum (P), Kükürt (S), Kalsiyum (Ca), Magnezyum (Mg)
    2- Mikro Besin Elementleri: Bor (B), Klor (Cl), Molibden (Mo), Bakır (Cu), Demir (Fe), Mangan (Mn), Çinko (Zn), Alüminyum (Al), Cobalt (Co), Sodyum (Na), Nikel (Ni), Silisyum (Si) ve Vanadyum (V).

    Bunların bazıları ağır metal (Nikel, Kobalt vb.) olarak tanımlansa da bitkinin gelişimi için eser miktarda bunlara da gereksinimi vardır. Bunların eksikliğinde bitkilerde bir çok gelişim bozukluğu görülür.

    Fazla teoriye girmeden bunu bir görsel resimle açıklayalım. Aşağıdaki resimde domates bitkisi üzerinde bu elementlerin eksikliği açıkça görülüyor.

    Resimler tek tek, bu linkten alınmıştır: Symptoms of Deficiency in Essential Minerals

    Dikkat edilirse bazı elementlerin eksiklik belirtileri birbirine çok benzer.

    isim:  besin_elementleri_eksiklik_belirtileri.jpg
Görüntüleme: 2595
Büyüklük:  54,4 KB (Kilobyte)

    Not: Resimler arasındaki siyah boşluklar orjinalini bozmamak için değiştirilmedi.
    Konu acemi_caylak tarafindan (18.07.2013 Saat 15:26 ) degistirilmistir.
    ykaya, rise_com, Halil Önen ve 2 kişi daha bunu beğendi

  2. #2
    Kurucu Üye rise_com - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Yer
    Gaziantep
    Mesajlar
    2.983
    Resim görseli konunun anlaşılır olması için çok iyi olmuş. Eline sağlık

  3. #3
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740
    ALINTI rise_com Nickli Üyeden Alıntı Mesajı Göster
    Resim görseli konunun anlaşılır olması için çok iyi olmuş. Eline sağlık
    Hepsi için aynı bitki (domates) bulmak ne zormuş onu da gördüm. Herkes eksikliği farklı bir bitkide verince kafa karışıyor.

    Aslında bu konuya Sevgili gçakar'ın da katkılarını bekliyorum. Kendisi Ortanca başlığında pH ve besin elementleri ile ilişkiye değinmiş zaten. O tabloyu buraya da almak gerekir ama reklam olduğu için tereddüte kaldım. Bu yüzden farklı bir versiyonunu ekliyorum.

    İncelen bölümler, bitkinin besini almakta zorlandığı değerler. Örneğin demir asidik koşullarda, potasyum alkali koşullarda daha iyi alınıyor.


    isim:  pH ve besin alimi.jpg
Görüntüleme: 2447
Büyüklük:  57,2 KB (Kilobyte)
    Konu acemi_caylak tarafindan (18.07.2013 Saat 15:25 ) degistirilmistir.
    rise_com ve mrDuran bunu beğendiler

  4. #4
    Kurucu Üye rise_com - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Yer
    Gaziantep
    Mesajlar
    2.983
    Çiftçi olmak için kimya müh.olmak ta gerekmiş
    selis, mrDuran ve acemi_caylak bunu beğendiler

  5. #5
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740
    Hatta kimyacıdan daha iyi olmak gerekiyor. Hala kimyacılar negatif besin elementlerinin bitki bünyesine nasıl alındığını bilmiyorlar. Hata birisi bu duruma trajikomik bir şekilde şu örneği veriyordu. "Amerikan Üniverseteleri parayı kim bastırırsa o doğrultuda araştırma yapıyor, hepside satılmış durumdalar."

    İstersen biraz daha açalım.

    Topraktaki Temel Katyonlar: Potasyum (K+), Amonyum (NH4+), Magnezyum (Mg++), Kalsiyum (Ca++), Çinko (Zn++), Mangan (Mn++), Demir (Fe++), Bakır (Cu++) ve Hidrojen (H+)

    Topraktaki Temel Anyonlar: Nitrat (NO3-), Fosfat (H2PO4- veya HPO4– ), Sülfat (SO4–), Klor (Cl-), Bor (B(OH)4- ) ve Molibdat (MoO4 –)

    Katyonlar tarafında iş kolay. Bitki bir bir Hidrojen ile katyonları değiş tokuş yapıyor.

    Ama anyonların bitki bünyesine nasıl alındığını bilmiyoruz. Kısacası biz bitki, nitratı, fosforu, kükürtü, kloru, boru, molibdeni bitkinin nasıl aldığını bilmiyoruz.
    Konu acemi_caylak tarafindan (25.07.2013 Saat 08:26 ) degistirilmistir.

  6. #6
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740

    Bitki Besin Elementleri

    Önce bir çocuk oyunu oynayalım. Öyle bir şey hayal edinki, elinizde bir kavanoz dolusu çeşitli renklerde jelly bom olsun.

    isim:  jellybean-2.jpg
Görüntüleme: 868
Büyüklük:  36,7 KB (Kilobyte)
    Bu kavanozun jelly bom ile tamamen dolu olduğu durumda kavanoz için bunu kavanozun Jelly Bom Tutma Kapasitesi olarak adlandırabiliriz. Bu kavanozun içinden bir jelly bom aldığınızı düşünün. Ancak kesin bir kural var, kavanoz her durumda jelly bom ile dolu olmak zorunda. Bu yüzden aldığınız her jelly bom yerine bir tane yenisini eklemek zorundasınız. Kavanozun içindeki her rengi farklı bir katyon olarak alırsak, bu kavanozdan aldığınız her renk jelly bom yerine bir başka renk jelly bom koyabilirsiniz. Böylelikle kavanozun içeriği değişecek ancak doluluğunda bir değişiklik olmayacaktır.

    Bu durumu şöyle özetleyebiliriz. Burada dolulukla birilikte kaç tane değiştirilebilir jelly bom olduğu da önemlidir. İşte buna kavanozun Jelly Bom Değişim Kapasitesi diyeceğiz.

    Topraktaki Katyon Değişim Kapasitesi’ de jelly bom örneğine benzerdir. Fiziksel tanımıyla, negatif elektrik yüklü toprak kolloidleri (kil ve humus parçacıkları) tarafından tutulabilir katyonların (pozitif (+) elektrik yüklü iyonlar) toplamıdır.

    Kil ve humus parçacıkları o kadar küçüktür ki su içerisinde saatlerce asılı kalabilirler. Kil ve humus parçacıkları toprak solüsyonu içerisinde asılı olarak bulunurlar. Bu türden sıvı içinde asılı duran iyonlara kolloid denir. Toprakta iki tür kolloid vardır. Bunlar kil minerali ve humus dediğimiz organik parçacıklardır. Kil ve humus parçacıkları toprakta anyonlar (negatif yüklü iyonlar) gibi davranır ve katyonları çekerler. Bu parçacıkların hepsi bir veya birden fazla katyonu kendisine çeker. Ki bunların en önemlisi kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum ve hidrojendir.

    Bitkilerin gereksinim duyduğu besinlerin alınma biçimlerini işte bu şekilde açıklayabiliriz. Killerin ve humusun rolüne bir kez daha dikkat.

    Bitkiler için gerekli besinler toprakta her zaman alınabilir biçimde bulunmayabilir. Bu besinlerin alınabilir duruma gelmesi için toprakta yeterli por boşluklar sistemi, kil, humus, organik madde ve nem olmak zorundadır.

    Bitkiler ancak toprak solüsyonunda çözünebilir besinleri alabilirler. Besinlerin çoğu toprak solüsyonunda çözünebilir halde bulunmaz. Daha çok mineral halde ve çözünmeyen organik materyal halde bulunurlar.

    Besinler ancak toprak solüsyonunda çözünebilir hale geldikleri zaman bitkiler için alınabilirler. Bu ise ancak mineral maddenin su, don vb. yoluyla veya mikroorganizmalar tarafından salgılanan enzimler tarafından çözünmesi yoluyla, organik maddenin ise daha küçük bileşenlere mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılması yoluyla gerçekleşir. Mineral maddenin çözünmesi zamana yayılan yavaş bir prosestir. Bir yıl içerisinde çok küçük miktarlarda oluşur. Organik maddenin parçalanması ise daha hızlı bir süreçtir ve topraktaki biyolojik aktivite ile yakın ilişkilidir. Parçalanma ılık ve nemli ortamda hızlıca, kuru ve soğuk ortamda ise nerdeyse sıfır denecek kadar yavaş olur. Topraktaki organik maddenin ortalama %1-4 kısmı bir yıl içinde toprak solüsyonunda çözünebilir hale dönüşür.

    Suda çözünebilir maddeler toprak solüsyonunda iyonik halde pozitif veya negatif değerlikli olarak bulunur. Pozitif iyonlar katyonlar, negatif iyonlar anyonlar olarak adladırılır. Kil ve organik partiküller negatif yüklü iyonlar gibi davranırlar ve potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi pozitif yüklü iyonlara bağlanırlar. Kil ve humus yüzeyi çok geniş materyallerdir. Killerin yüzey alanları, kaolinit gibi genişleme göstermeyen killerde 50 m²/g kil düzeyinden, montmorillonit gibi üç katlı ve genişleyen yapıdaki killerde olduğu gibi 800 m²/g kil düzeyine kadar artış gösterebilir.

    Bu minerallerin üzerindeki yüklerin tamamı negatiftir. Bu nedenle toprak çözeltisindeki iyonların bir kısmı killerin negatif yüzeylerini doyuracak şekilde kil yüzeylerinde elektrostatik olarak tutulur. Bu olaya iyon adsorbsiyonu adı verilir. Bu şekilde toprak çözeltisindeki yaygınlığına (derişimine) ve iyon değerliğine bağlı olarak H+, Ca++, Mg++, K+, Na+ gibi katyonlar yüzeylerde değişebilir olarak tutulmaktadır. Bu iyonlar kolayca toprak solüsyonunda çözünürler ve kavanoz örneğimizi hatırlarsanız bitki kökleri ile arasında değişim olur. Yani kavanoz hiçbir zaman boş tutulamaz. Bu yönüyle kavanoza (diğer deyimiyle kil ve humus partiküllerine) katyon rezerv bankası diyebiliriz.

    isim:  bitki_koku_organik_madde_ve_Kil_minerali.jpg
Görüntüleme: 1422
Büyüklük:  24,8 KB (Kilobyte)


    Toprakta bazı kil mineralleri varlığının toprak mikroorganizmalarının aktivitesini etkilediği gözlenmiştir. Düşük derişimlerde montmorillonit bulunduğu zaman laboratuvar kültürlerinde mantar florasının gelişmesine bağlı olarak "solunum oranının" zayıfladığı saptanmıştır. Buna karşılık kil miktarı yüksek veya düşük ortamlarda ise bakterilerin uyarıldığı gözlenmiştir. Gözlenen bu etki montmorillonit kil mineralinin fizikokimyasal niteliklerine bağlıdır. Genişleyebilir tabaka yapısına sahip olan bu kil minerali yüksek bir yüzey alanına sahiptir. Bundan dolayı katyon değiştirme kapasiteside yüksektir. Buna bağlı olarak mikrobiyal metabolizma sırasında üretilen hidrojen iyonları ile katyonların yer değişimi sonucu ortamın pH derecesini düzenler ve bakteriyel gelişmenin pH değişmesine karşı görebileceği zararlanmayı engeller.

    Bu kil mineralinin mantar solunumu üzerine göstermiş olduğu olumsuz etki, montmorillonitin yüksek vizkozitesi nedeniyle oksijen difüzyonunun azalması ile ilgili bulunmaktadır.

    Mineral parçacıkların çoğu toprak mikroorganizmalarının etkileri ile birbirine bağlanarak agregat adı verilen taneciklere dönüşürler. Aggregatlar arasında ise por dediğimiz boşluklar oluşur. Por boşluklar sistemi toprak su tutma kapasitesi açısından çok önemlidir. Yüksek yoğunluklu yağışlarla birlikte, bir toprağın tüm gözenekleri suyla dolar. Daha sonra toprağın su tutma kapasitesine bağlı olarak bir kısmı yer çekimi (gravitasyon) etkisi altında topraktan drene olmaya başlar. Özellikle büyük porlarda boşalan suyun yerine tekrar hava dolar.

    Drenajı takiben toprakta yer çekimi kuvvetleri ile toprak matriks kuvvetleri arasında oluşan denge sonucu toprak nemi daha stabil bir düzeye ulaşır. Gerek bitki ve gerekse mikroorganizmaların ideal nem koşullarını gösteren bu denge düzeyine "TARLA KAPASİTESİ" adı verilmektedir.

    Toprak kurudukça organizmaların topraktan suyu almaları güçleşmekte ve sonuçta toprak su düzeyi bitki ve pekçok mikroorganizmanın yararlanamayacağı bir düzeye kadar azalmaktadır. Bu düzey toprak bilimciler tarafından "DAİMİ SOLMA NOKTASI" olarak tanımlanır. Topraklar solma noktası ile tarla kapasitesi arasında organizmalara yarayışlı büyük miktarda su bulundurmaktadır. Ancak bazı mikroorganizmaların çok kurak şartlardaki toprak suyundan yararlanma yeteneğinde olduğu da belirtilmelidir. Mikrobiyal hücrelerin pek çoğu toprağın kuruması sırasında ölmektedir. Sadece çevre koşullarına dirençli olan türler uzun süre kuraklığa dayanabilmektedir.

    Agregatların oluşumunda bakteriler ürettikleri polisakkaritler ile mantar ve aktinomisetler de, miselleri yolu ile mineral parçacıklar üzerine bağlayıcı etki yaparlar. Böylelikle aggregatlar üzerinde yaşayan mikroorganizmaların bikti için alınabilir besin maddelerinin oluşmasında büyük katkısı vardır.

    Bitkiler temelde 13 tane besine gereksinim duyarlar. Bitkiler bu besinleri hali hazırda toprakta var olanlardan, gübrelerden ve bitki kalıntılarından alırlar. Bitkiler tarafından gereksinim duyulan besin maddelerinin alınabilir biçimlerinin listesi aşağıdadır. Bitkiler ayrıca bu listede belirtilmeyen Karbon, Hidrojen ve Oksijene gereksinim duyarlar ki bunları havadan ve sudan alabilirler.

    Listedeki her elementin kendine özel bir görevi vardır. Örneğin azot elementi, klorofil, amino asit, protein, DNA ve bir çok bitkisel hormon için gereklidir. Ancak molibden sadece birkaç enzimin yapısında bulunur ve bitki tarafından daha az gereksinim duyulur. Ancak az gereksinim duyulması kesinlikle gereksiz anlamına gelmez. Örneğin Molibden eksikliğinde baklagiller ve onlarla simbiyoz (ortak) halinde yaşayan Rhizobium mantarları gelişiminde azalma görülür.

    Adı Kimyasal Sembolü Toprak Solüsyonunda Çözünmüş İyon Çözünme Şekli
    Birinci Derecede Gerekli Besinler


    Azot N NH4+, NO3-,NO2- yüksek
    Fosfor P HPO4--, H2PO4- çok düşük
    Potasyum K K+ düşük
    Orta Derecede Gerekli Besinler


    Kükürt S SO4-- yüksek
    Kalsiyum Ca Ca++ düşük
    Magnezyum Mg Mg++ düşük
    Mikro Besinler (iz elementler)


    Çinko Zn Zn++ çok düşük
    Demir Fe Fe++, Fe+++ çok düşük
    Bakır Cu Cu++, Cu+ çok düşük
    Manganez Mn Mn++, Mn++++ çok düşük
    Bor B H3BO3 orta
    Molibden Mo MoO4-- düşük
    Klor Cl Cl- yüksek

    Bu besinlerin hemen hepside mikroorganizmaların aktivitesi sonucu bitki tarafından alınabilir hale gelirler.

    Örneğin ;

    Organik Azot: Topraktaki en temel besindir. Proteinlerin, ligninlerin, amino asitlerin yapısında ve humus içerisinde bulunur. Ancak bu haldeki azot bitki için alınabilir biçimde değildir. Bitki tarafından alınabilmesi için mikroororganizmalar tarafından amonyuma dönüştürülmesi gerekir. (Daha önce azot döngüsü konusunda değinilmişti.)

    Amonyum N (NH4+) : Toprak çözeltisinde çözülebilir. Bikti için kullanılabilir. Mikroorganizmalar tarafından nitrata dönüştürülür.

    Nitrat N (NO3-): Toprak çözeltisinde çözülebilir. Bikti için kullanılabilir. Süzülme yoluyla topraktan kaybolur. Çok nemli topraklarda gaz haline dönüşür.

    Havadaki N (N2): Atmosferin %80’ini oluşturur. Bitkiler tarafından kullanılamaz. Ancak Azot fikse eden bitkiler (baklagiller, akçaağaç, iğde vb. gibi türlerle birlikte yaşayan mikroorganizmaların simbiyozu sayesinde) tarafından kullanılabilir veya serbest yaşayan azot fikse eden bakteriler tarafından bitkinin alınabileceği biçime dönüştürülür.

    isim:  azot_dongusu.jpg
Görüntüleme: 8838
Büyüklük:  36,2 KB (Kilobyte)

    Bu besinlerin hepside toprağa çeşitli doğal çevrimler sonucunda kendiliğinden sağlandığı gibi, toprağa organik atıklar yoluyla veya gübreler aracılığıyla da eklenebilir. Organik atıklar ile gübreler arasındaki farklar aşağıdaki gibidir.


    Organik Gübre İşlenmiş Gübre
    Kaynak Doğal materyaller, ufaltılmış veya ufaltılmamış Organik veya inorganik materyallerden çeşitli ve uzun proseslerden sonra elde edilir.
    Örnek Hayvan gübresi, pamuk küspesi, fosforik kaya, balık emülsiyonu vb. Amonyum sülfat, üre, potasyum klorür
    Kullanılabilir Besin Yavaşça çözünürler. Çözünmeleri Topraktaki biyokimyasal etkinlikler sonucu gerçekleşir. Bitkiler tarafından hemen kullanılabilir biçimdedirler
    Besin konsantrasyonu Düşük konsantrasyon Genelde yüksek konsantrasyon

    Not: Burada kimyasal gübreler için işlenmiş gübre terimi kullanıldı. Ki organik kelimesinin yerleşik yanlış kullanımından kaynaklı bir düzeltme olarak görüyorum. Örneğin ürenin kendisi tamamen kimyasal yoldan elde edilse de üre organik yapılı bir bileşiktir. Yine organik tarım kavramı bence yanlış kullanılan bir terim. Bitki yetiştirmenin neresi inorganik ki organik diye bir ayrım olsun. Ols olsa yetiştirme yöntemleri farklı. Bu yanlışa zaman zaman bizlerde düşsekte bu ayrımı iyi yapmakta yarar var diye düşünüyorum.
    Konu acemi_caylak tarafindan (18.07.2013 Saat 15:27 ) degistirilmistir.

  7. #7
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740
    Yukarıda yazılanları özetleyecek olursak:

    Azot, Fosfor ve Potasyum temel elementler.

    Kalsiyum, Magnezyum, Kükürt, Sodyum, Klor ikincil elementler.

    Demir, Mangan, Bakır, Çinko, Bor iz elementler.

    Kobalt, Krom, Iyot, Molibden, Selenyum, Kalay, Vanadyum, Nikel gibi elementlerede eser miktarda bitkinin gereksinimi vardır.

    Buradan yola çıkarak, su içerisinde bir bitkiye sadece NPK (Azot, Fosfor ve Potasyum) vererek bitki besleyebiliriz. Ancak bitkimiz ne kadar sağlıklı olur ve ne kadar besleyici olur tabi ki bu tartışmalı olur.

    Zaten NPK'lı gübrelerini ilk keşfini yapanda
    Justus von Liebig'tir.

    1840’ larda Paris’te eğitim görmüş Alman kimyager Justus von Liebig bir miktar arpa tohumunu yaktı ve geride kalan külü analiz etti. O ağırlıklı olarak Azot, Fosfor ve Potasyum (NPK) buldu. Bunun üzerine Von Liebig toprağa NPK eklenmesiyle bitkinin daha güzel gelişebileceğini gösterdi. O, bu 3 elementin topraklardan eksildiğini ve bunların yerine konulması gerektiği sonucuna vardı ki tamamen haklıydı. Liebig ayrıca bunu Minimum yasasında (Bitkilerin büyümeleri ihtiyaç duyduğu besin elementlerinden toprakta en az bulunanına bağlıdır.) formüle etti. Buna göre bir bitkinin gelişmesi, çevresindeki azotla ve topraktaki minerallerle sınırlıydı.

    NPK ilk başlarda oldukça iyi çalıştı. Göreceli olarak ucuzdu ve üretilmesi kolaydı. Onun bu keşifleri Alman sanayiciler tarafından hemen sahiplenildi ve böylelikle kimyasal tarım doğmuş oldu. Humus, kompost ve hayvan gübresinin modası geçmişti. Yüksek oranda verim için tek gereksinim NPK’ydı ve kimya fabrikaları bu işten çuvallar dolusu para kazandılar. Bir süre çiftçilerde iyi para kazandılar. Taki topraktaki eksiklikler ortaya çıkana kadar. Onlar topraktaki rezerve olmuş besinleri bitirene kadar daha iyi sonuç almak için topraklarına sürekli kimyasal gübre eklediler. On yıl, yirmi yıl sonra artık sınıra ulaşılmıştı ve kimyasal fabrikaları para kazanmaya devam ederken çiftçiler kazanmamaya başladılar. Onların kazançları sanaycileri zengin etmeye yetiyordu. Onlardan bugüne kalan sadece bu oldu.

    Madem konuya girdik, birazda külün içeriğine bakalım.


    Kül tayinine gelince, bu minerallerin hepside ana ürün içerisinde var. Bunlar o madde içerisinde serbest halde değil çeşitli bileşiklere bağlı olarak bulunuyorlar. Kül tayini için organik maddenin tümüyle yakılması gerekiyor.Proses şu şekildedir:

    "Kül, organik maddelerin yakılması sonucu arta kalan inorganik madde oksitlerinin oluşturduğu bir kalıntıdır.

    Özellikle yapısında organik madde bulunan ürünlerin inorganik madde içeriğini belirlemek için kül miktarı tayinleri yapılır. Ürünün özelliğine göre ayrıntıda bazı farklılıklar olmakla birlikte tayin, prensip olarak ürünün sabit tartıma getirilmiş bir krozede 800 oC dolayında kızdırılmasından sonra tekrar tartılması şeklinde yapılır.

    Örneğin tahılda analiz yapmak için yakılmış, desikatörde soğutulmuş, oda sıcaklığına geldikten sonra tartılmış olan yakma kaplarına iyice karıştırılmış örnekten 3-5 g tartılır.

    Kül kapları direk olarak uygun sıcaklıktaki kül fırınına yerleştirilir. Tahılda 550-590 oC sıcaklıklar arasında işlem yapılır. Yakma işlemine sabit ağırlık veya açık gri kül elde edilene kadar devam edilir. Külün erimesine müsaade edilmemelidir. Yani yakma işlemi biter bitmez kül kapları derhal desikatöre alınmalı ve oda sıcaklığına gelince hemen tartılmalıdır." (Kaynak:|| MEGEP ||)

    "Porselen krozeler kullanılmadan bir gün önce içerisine nitrik asit (HNO3) koyularak bekletilir. Ertesi gün önce musluk suyu ile iyice çalkalanır daha sonra saf sudan geçirilerek kurutulduktan sonra sabit tartıma getirilir. Krozenin darası kaydedilir (M1). Daha sonra numuneden 3-5 g örnek krozeye tartılarak alınır. Krozeler bir gece 110 ºC’ de etüvde bekletilir. Böylece örneğin yavaş yavaş kuruması sağlanır. Aksi taktirde kül fırınına direkt koyulduğu zaman sıçramalar meydana gelir. Daha sonra 520 ºC’ deki kül fırınına koyularak 5-6 saat bekletilir. Bu sürenin sonunda eğer karbonlaşmış kısım varsa süre biraz daha uzatılır. Daha sonra krozeler desikatöre alınarak oda sıcaklığına gelene kadar bekletilir ve tartım alınır (M2).

    Toplam kül yüzdesi aşağıdaki formül ile hesaplanır.

    % Kül = [ (M2-M1) / m ] x 100

    M2= Yakmadan sonraki kroze+ kül ağırlığı
    M1= Sabit tartıma getirilen krozenin ağırlığı
    m = Alınan örnek ağırlığı " (Kaynak: Gıdalarda Kül Tayini - Belgeci.com | Belgeci.com)

    Daha sonrada bu kalan kül içerisindeki inorganik maddelerin analizi yapılıyor. Her mineral için farklı farklı çözücüler ve yöntemler kullanılıyor.

    Burada birde tüyo verelim; o
    dun külü özellikle potasyum açısından zengin bir besindir. Yani potasyum eksikliği için odun külü kullanabilirsiniz. Ancak oldukça da alkalidir. Bu yüzden odun külünü kullanırken dikkatli olmak gerekir. Alkali topraklarda mümkünse kullanmamakta ya da çok az kullanmakta fayda var.
    Konu acemi_caylak tarafindan (25.07.2013 Saat 08:41 ) degistirilmistir.
    rise_com ve gtatas bunu beğendiler

  8. #8
    Yeşil Sever nihat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Yer
    İstanbul Pendik
    Mesajlar
    166
    15.15.15+ME NPK gübre sipariş ettim. Sitede borlu sıvı gübre de vardı , içeriğine baktım sanki yavan geldi. Hani bor köfte ise , NPK köfte pilav patates gibi olur diye düşündüm. Birde mevsim yeşilliğinden salata (+ME) yapmışlar yanına. Daha ne olsun , ha bide humik + fulvik asit geliyor, hadi o da limonata olsun.
    Yakup Bey in bahsettiği Etidot 67 hakkında detaylı bilgi sahibi değilim ancak birkaç gün önce konu başlığı açılınca bor ilgimi çektiğinden gübretaş ın borlu ürününü de bu sebeple inceledim.
    Borun kullanımı için sanırım toprağın bor ihtiyacını analiz ettirmek gerekiyor. Ayrıca bitki türüne göre bor kullanım seviyesini de öğrenmek , belki tecrübe etmek gerekiyor. Borun ME sınıfına girmesi de ayrıca verimliliği hakkında düşündürüyor insanı. Yoksa yukarıda teşbih ettiğim gibi , bitkinin ana yiyeceği yanındaki bir garnitür müdür?
    NPK kullanımı benim gibi amatör bitki yetiştirici için daha basit olacağı için NPK yı tercih ettim.




    15.15.15+ZN - KATI GÜBRE (5 Kg)

    K-HUMAT - TOZ GÜBRE (1/2 Kg)

    BOR (%8)
    acemi_caylak bunu beğendi

  9. #9
    Yeşil Sever
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Yer
    Balıkesir Bandırma
    Mesajlar
    1.064
    Sn. Nihat Bey,
    Temel felsefe olarak, gübrelerin (elementlerin) hiç biri diğerinden farklı öneme sahip değil. Hangisi eksikse, bu bir eksikliktir.
    Kullanım miktarlarının farklı olması, bazılarının çok düşük olması, akla bazı soru işaretleri getiriyor olabilir, ki bu normal.
    Ayrıca bor veya her hangi bir iz element almak yerine, ME katkılı NPK'lar daha basit ve ucuz olabilir. Tercih tüketicinin.

    Ben de toprak analizinin gerekli ve önemli olduğunu düşünüyorum ama "hangi iz elementinden ne kadar varmış" sorusu benim için ilk sırada değil. Öncelikle, toprağın yapısını, sonra pH ve katyon değişim kapasitesi gibi değerlerini, organiklik durumunu sorgulamak için toprak analizi yaptırırdım her halde. Çünkü diğerlerinin testi basit..

    Şu okulum bir bitsin, bor konusunu tartışırız inşaallah. Şimdi kendimi kaptırmak istemiyorum ..
    acemi_caylak bunu beğendi

  10. #10
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740
    Masajlarınızı buraya taşıdım. Nihat Bey aslında güzel bir tartışma başlatmış. Bu konu altında tartışlalım derim. Şimdilik bazı mikro elementleri garnitür olarak tanımlsakta onlar bitkinin ihtiyacı olan ana elementlerdir. Nasıl ayransız bir lahmacun yavan olursa (ayran yağı bastırır) mikro elementsiz bir sebzede tatsıs tuzsuz olur. Hem senzenin yetiştiği bitki bazı hayati işlevlerini yerine getiremez.
    Konu acemi_caylak tarafindan (15.05.2017 Saat 06:11 ) degistirilmistir.

  11. #11
    Yeşil Sever nihat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Yer
    İstanbul Pendik
    Mesajlar
    166
    Anlamak istediğim borlu gübrenin kullanım amacının ne olduğu. Bir besin piramidinde daha az kullanılması gerekenler arasında ise topraktaki eksikliğinin giderilmesinin ardından ana besinlerle birlikte alınması gerekmez mi? Elementlerin birbirlerinden farklı önemlere sahip olmadığı açıklamasını anlaşılır bulmadım. Daha fazla gerekli olanlar ve daha az gerekli olanlar olduğunu tespit ediyorsak bu bir önem farkı değil midir? Burada lahmacunun yanındaki ayran gözüyle bakıyorsak , Nasrettin Hocanın tabiriyle kedi buysa ciğer nerede , ciğer buysa kedi nerede? Ya da toprak ve suyumuz standart olduğuna göre bir tercih yapmam gerekirse suyum varken daha iyi beslenmek için lahmacunu tercih ederim. Eğer topraktaki eksikliği giderildikten sonra ana besinlerin de toprağa eklenmesi gerektiği anlatılıyorsa bunu anlayabilirim. Böyle midir?
    Yoksa tek başına yeterli olur olarak sunulan bir mamül , yada yarı mamül müdür?
    acemi_caylak bunu beğendi

  12. #12
    Kurucu Üye acemi_caylak - ait Kullanici Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Mesajlar
    3.740
    Nihat Bey,

    Hep söylerim canlılar dünyasında 2x2=4 etmez. Demirden yaptığınız bir mamulde prosesler bellidir. Ancak aynı toprakta yetiştirdiğiniz 2 adet bitkinin birer tane meyve verdiğini düşünelim. Bu iki meyvenin boyu, rengi, besin değeri vs. diğeriyle aynı değildir. Tıpkı aynı ailede yetişen 2 çocuğun aynı olmadığı gibi.
    Üstelik bütün bitkilerde her tür besine aynı oranda gereksinim duymaz.

    Bor gereksinimi az olan bitkiler

    Buğday
    Yulaf
    Arpa
    Karabuğday
    Soya fasulyesi
    Bezelye
    Yeşil fasulye
    Lima fasulyesi
    Patates
    Çilek
    Ahududu
    Yassı salkım otu
    Brom otu
    Keten

    Bor gereksinimi orta olan bitkiler
    Çayır üçgülü
    Kırmızı üçgül
    Ak üçgül
    Taş yoncası
    Tütün
    Domates
    Mısır
    Marul
    Şeftali
    Kiraz
    Zeytin
    Pamuk
    Tatlı patates
    Havuç
    Yerfıstığı
    Soğan
    Armut

    Bor gereksinimi fazla olan bitkiler
    Elma
    Yonca
    Kırmızı pancar
    Şeker pancarı
    Şalgam
    Lahana
    Karnabahar
    Kuşkonmaz
    Ayçiçeği
    Turp
    Kereviz

    Örneğin bademde bor eksikliği sonucu meyvede aşağıdaki resimde görüldüğü üzere problemler oluşur.

    isim:  bor eksikligi.jpg
Görüntüleme: 14
Büyüklük:  129,0 KB (Kilobyte)

    Bu konunun ilk mesajında geçen fotoğrafı da ekleyeyim. B ile gösterilen bordur.



    Kısaca önce toprağınızı tanıyıp ona göre besin vermeniz gerekir. Belki de sizin toprakta yeterince NPK vardır sadece Bor olmayabilir. Ya da tam tersi.
    nihat bunu beğendi

  13. #13
    Yeşil Sever
    Üyelik Tarihi
    May 2013
    Yer
    Balıkesir Bandırma
    Mesajlar
    1.064
    Bir örnekle ben de yardımcı olmaya çalışayım. Besinler genel olarak altı türdür: Proteinler, karbonhidratlar, yağlar, vitaminler, mineral maddeler ve su. Bitkiler de hayvanlar da ve insanlar da bu altı çeşit besin maddesine ihtiyaç duyarlar.

    Canlılar, enerji üretmek gibi bazı fonksiyonlar için birden fazla türde besin maddesinden faydalanabilirken, bazıları için ise ancak tek bir nesin maddesinden faydalanabilir (Protein sentezi için mutlak anlamda azota ihtiyaç bulunması gibi).

    Borun da durumu böyle sayılır. Yapraktan bor verdiğinizde, mantarların veya böceklerin uzak durması, boru ilaç yapmaz. Bor, gübredir. Ancak, ilaç özellikleri de vardır.

    Gübre olarak da, Oksin (uzama) metabolizmasında, Şekerin taşınma ve depolanmasında, Hücre duvarının yapısında, Ç
    içeklenmede ve Meyve kalitesinde etkili olmaktadır. Bu etkiyi, bitkiye daha fazla azot veya potasyum vererek oluşturmak mümkün değildir.

    Mesele, dengeli besleme'dir. Neyin eksin olduğunu ve ne zaman verilmesi gerektiğini bilmekte fayda var. Fazlası zarar mı? Kesinlikle. Çünkü, dengeyi bozar ve bitkinin sağlıklı gübre alımına zarar verebilir.


    Konu Yakup tarafindan (17.05.2017 Saat 09:10 ) degistirilmistir.

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1